Rabbimize ne kadar hamd etsek , ne kadar şükretsek azdır,Kanaatsiz kimse, içerisinde bulunduğu hiç bir durumdan memnun olmaz; şükretmeyi bilmez; hangi durumda olursa olsun hep daha fazlasını ister ve bu nedenle de hiç bir zaman mutlu olamaz.
Şükür, iyiliği bilmek ve ilan etmek, iyiliğe iyilikle mukabele etmek ve nimeti düşünüp göstermek anlamlarına gelmektedir. Nimeti unutmak veya görmezden gelmek ise küfran-ı nimettir.
“Rabbinin nimetine gelince onu anlat da anlat.” (Duhâ, 93/11) emri ne kadar manidar .
Ülfet, şu muhteşem kâinatta sergilenen ve her biri bir kudret mûcizesi olan mükemmel eserleri üstünkörü bir nazarla geçiştirme, onları bildiğini zannetme ve derinlemesine düşünmekten hassasiyetle kaçınma hastalığıdır.
Rabbimizin verdiği nimetleri görmezden gelme üstün körü bakma ve zaten benim hakkım gibiymiş nazarıyla baktığında insan şükürsüz ve huzursuz olması kaçınılmaz.
Rabbimin verdiği nimetler saymakla bitmeyeceği malumdur.Hangi nimeti sayabiliriz..;
Seven kalbimizi, bizi seven kalplerin varlığı, barınacak bir ev, sevecek bir evlat, bu yazıları okuyacak ve yazacak bir göz ve şuur, muaşeret edecek dostluk kuracak bir arakadaş, aynı düşünceleri paylaşan bir komşu, seni anlayan bir eş,…
Yıldızlar birer avize, güneş lamba, gece örtü, Evet, bütün yeryüzü bir sofra-i nimet , ve bahar mevsimi bir çiçek destesi ,olarak sofranın yanına konulması ve üstüne serpilmesi, ve bu manzaraların seyirden hasıl olan bir lezzet…
Yok yok , ya rabbi ben senin verdiğin nimetleri sayamayacağım… ama senin verdiğin nimetlerin nimet olduğunu bana her daim göster.Bu şuuru bana nasip et…
Hani ya Rabbi şöyle buyurmuşsun ya… “Eğer şükrederseniz, size yönelik nimetlerimi kesinlikle arttırırım, eğer nankörlük ederseniz, hiç kuşkusuz azabım pek ağırdır.” (İbrâhîm Sûresi, 14/7) buyurmuşsun ya beni nankörlük etmekten alıkoy…
“Beni dahi menşeim olan bir katre sudan yaratan yaratmış, mu’cizane yapmış, kulağımı açıp gözümü takmış, kafama öyle bir dimağ, sineme öyle bir kalb, ağzıma öyle bir dil koymuş ki, o dimağ ve kalb ve dilde rahmetin umum hazinelerinde iddihar edilen bütün rahmanî hediyeleri, atiyyeleri tartacak, bilecek yüzer mizancıkları, ölçücükleri ve esma-i hüsnanın nihayetsiz cilvelerinin definelerini açacak, anlayacak binler âletleri yaratmış, yapmış, yazmış; kokuların, tatların, renklerin adedince tarifeleri o âletlere yardımcı vermiş.”
O zaman rabbimizin verdiği nimetleri gördüğümüzde ülfeti kaldırdığımızda; İnsanın dünyaya geliş gayesi anlaşılacak;
İnsanın vazifesi ;
“Kâinatta görünen saltanat-ı rububiyeti, itaatkârane tasdik edip kemalâtına ve mehasinine hayretkârane nezaretidir.
Sonra, esma-i kudsiye-i İlahiyenin nukuşlarından ibaret olan bedi’ san’atları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip dellâllık ve ilâncılıktır.
Sonra, herbiri birer gizli hazine-i maneviye hükmünde olan esma-i Rabbaniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymet-şinaslığı ile takdirkârane kıymet vermektir.
Sonra kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sahifelerini, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârane tefekkürdür.
Sonra, şu mevcudattaki zînetleri ve latif san’atları istihsankârane temaşa etmekle onların Fâtır-ı Zülcemal’inin marifetine muhabbet etmek ve onların Sâni’-i Zülkemal’inin huzuruna çıkmağa ve iltifatına mazhar olmaya bir iştiyaktır.”
Hasılı Kelam;Ya rabbi , benim İştiyakımı, hayretimi, nimetlerini takdir etmeyi, ve de birbirimizin nazar-ı ibretlerine bu nimetleri görüp gösterip dellâllık yapmayı nasip et…
12 Şubat 2011 / Cumartesi