Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var

Mayıs 11, 2010

                       İnsanın za’f ve aczini ve fakr ve ihtiyacını, bir Kadîr-i Rahîm’e tevekkül ile tedâvi eder. Hayat ve vücudun yükünü, Onun kudretine, rahmetine teslim edip; kendine yüklemeyip belki kendisi o hayatına ve nefsine biner hükmünde bir rahat makam bulur. Kendisinin “nâtık bir hayvan” değil, belki hakikî bir insan ve makbul bir misafir-i Rahman olduğunu bildirir.

                         Dünyayı, bir misafirhane-i Rahman olduğunu göstermekle ve dünyadaki mevcûdât ise, Esmâ-i İlahiyenin âyineleri olduklarını ve masnuatı ise, her vakit tazelenen mektûbât-ı Samedâniye olduklarını bildirmekle, insanın fena-yı dünyadan ve zeval-i eşyadan ve hubb-u fâniyattan gelen yaralarını güzelce tedâvi eder ve evhamın zulümatından kurtarır. Hem mevt ve eceli, âlem-i berzaha giden ve âlem-i bekada olan ahbablara visal ve mülâkat mukaddemesi olarak gösterir. Ehl-i dalaletin nazarında bütün ahbabından bir firak-ı ebedî telakki ettiği ölüm yaralarını böylece tedâvi eder. Ve o firak, ayn-ı lika olduğunu isbat eder. Hem kabrin âlem-i rahmete ve dâr-ı saadete ve bağistan-ı cinana ve nuristan-ı Rahman’a açılan bir kapı olduğunu isbat etmekle, beşerin en müdhiş korkusunu izale edip, en elîm ve kasavetli ve sıkıntılı olan berzah seyahatini, en leziz ve ünsiyetli ve ferahlı bir seyahat olduğunu gösterir. Kabir ile ejderha ağzını kapatır, güzel bir bahçeye kapı açar. Yâni kabir ejderha ağzı olmadığını, belki bağistan-ı rahmete açılan bir kapı olduğunu gösterir.
                         Hem mü’mine der: “İhtiyarın cüz’î ise; kendi mâlikinin irade-i külliyesine işini bırak. İktidarın küçük ise, Kadîr-i Mutlak’ın kudretine itimad et. Hayatın az ise, hayat-ı bâkiyeyi düşün. Ömrün kısa ise; ebedî bir ömrün var, merak etme. Fikrin sönük ise; Kur’anın güneşi altına gir, îmânın nuruyla bak ki: Yıldız böceği olan fikrin yerine herbir âyet-i Kur’an, birer yıldız misillü sana ışık verir. Hem hadsiz emellerin, elemlerin varsa, nihayetsiz bir sevab ve hadsiz bir rahmet seni bekliyor. Hem hadsiz arzuların, makasıdın varsa, onları düşünüp muztarib olma. Onlar bu dünyaya sığışmaz. Onların yerleri başka diyardır ve onları veren de başkadır.”
                         Hem der: “Ey insan! Sen kendine mâlik değilsin. Sen, kudreti nihayetsiz bir Kadîr, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelâl’in memlûküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; çünki hayatı veren odur, idare eden de odur. Hem dünya sahibsiz değil ki, sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini düşünüp merak etme; çünki onun sahibi Hakîm’dir, Alîm’dir. Sen de misafirsin; fuzulî olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcûdât, başı boş değilller; belki vazifedâr memurdurlar. Bir Hakîm-i Rahîm’in nazarındadırlar. Onların âlâm ve meşakkatlarını düşünüp, ruhuna elem çektirme. Ve onların Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.

                            Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ taun ve tufan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri, o Rahîm-i Hakîm’in elindedirler. O Hakîm’dir, abes iş yapmaz. Rahîm’dir, rahîmiyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.”


küçük sözler

Kasım 21, 2009

    “İyiyi öğrenmek için bin gün bile yeterli değilken, kötüyü öğrenmek için bir saat bile fazla uzundur.”

    –Bu Çin atasözü, iyiyi iç dünyalarımızda ikame edebilmek için sürekli bir gayrete ve iradi bir uyanıklığa çağırıyor.


Karamustafalar Köyü

Temmuz 26, 2009

Sevgili yiğenim Harun ve çok değerli Rafet eniştemin misafiri olduğum 26/07/2009 tarihinde yine her zamanki gibi vişne toplamaktan geldik .Karamustafalar Köyü Türkiyenin şirin ve minaresi yeni yapılan bir köy.Neden minaresi yeni yapılan dedim zira bu hafta içinde minarenin yapılaşına şahit oldum.ve caminin karşısında oturan amca gözyaşlarıyla duygularıyla müşahade ettiğini gösteriyordu.

Bu köyün insanları cana yakın ve olduğu gibi olan insanlar aileler birbirlerine yardımcı oluyorlar.

Eniştem Rafet AKTEKE gerçekten misafirperver bir insan . Cennet nine ise rahatsız oldugunu müşahade ettim. Rabbim günahlarına keffaret ve kazancını bol etsin. B ekir dede her zaman ki gibi çalışmaya kendini adamış ve çalışmasının semeresi ise sıhatli olmasını temın etmektedir.

Karamustafalar Köyü/Kütahya 26/07/2009


Lösemi bana bir ödül

Temmuz 21, 2009

Lösemi bana bir ödül

Ünlü şarkıcı Murat Göğebakan, kanser haberiyle hayranlarını büyük bir üzüntü yaşatmıştı. Kanserle savaşan genç şarkıcı her fırsatta, sevenlerinden şifa duaları istiyor. Habertürk Gazetesi’nden Saba Tümer’e bir röportaj veren Göğebakan, ‘Lösemi bana bir ödül’ diyor. İşte Saba Tümer’in Murat Göğebakan ile yaptığı röportaj…

Murat’ı nasıl göreceğimi bilmediğimden çok tedirgindim. Kapıdan girip onu kel görünce “eyvah” dedim. Ama o hastalığını duyar duymaz saçlarını kendisinin kazıttığını söyledi. Biz de hayranlarının onu saçsız hatırlamaması için fotoğrafını yayınlamamayı uygun gördük. Bir an önce eski saçlarıyla aramıza döneceğine inanıyorum.

Bir check-upa girmişsiniz. Temiz çıkmış. Ondan iki ay sonra da lösemi olduğunuz anlaşılmış. Peki check-up sonrası ne şikayetiyle gittiniz doktora?
M.G.: Çocukluğumdan beri bende bir grip olayı vardır. Daha sonra ateş yükselmesi ve halsizlik oldu. 1 Mayıs günü “Sağ kasığımda çok ağrı var” dedim eşime. O da “Gidelim doktora” dedi. Hastanede apandisitten şüphelendiler önce. Doktor “Kan değerlerinizi de alalım” dedi. Sonuçlarda bir dengesizlik gördüler. Sonra bizi tam teşekküllü bir hastaneye yönlendirdiler. Lökosit 98 bine çıkmış, trombosit 11 bine düşmüş. “Bu apandisit değil. Ama o da varsa tedaviniz altı ay daha uzar” dediler. “Ne tedavisi? Siz ne anlatıyorsunuz?” dedim. 1 Mayıs’ta girdiğim hastaneden tam 29 gün sonra çıkabildim!
¦ İnanmıyorum.
M.G: Benim için çok özel 29 gündü. Dünyanın dört bir yanından aradılar, hastaneye geldiler. Bir arkadaşım “Yüz milyonlarca insan senin için mevlüt okutuyor” dedi. Buna benzer bir örneği Türkçe Olimpiyatları’nda gördüm. Yönetmen kardeşim ekrana sadece bir resmimi koyduğunda tüm salon ayaktaydı. Bu benim için bir ödül. Sanatçı olarak yapmamız gereken şeyleri yapmadık.
¦ Ne gibi?
M.G: Gece hayatına, lükse düştük. En başta Allah’ı unuttuk!
¦ Yani ceza mı bu?
M.G: Bence ödül, hatırlamam için. Bize bir sürü güzellik verilmişken biz ona ne veriyoruz? Sonra tokadı yiyor, kendine geliyorsun!
¦ Peki şimdi bu çerçevede ne yapıyorsunuz?
M.G: Vakıf kuruyoruz. İlik bankası ile ilgili sorunlar ve bu işten büyük para götürenler var.
¦ Rahatsızlanmasaydınız da yapar mıydınız bunu?
M.G: Tabii. Türkiye’de en çok yardım konserine katılan gruplardan biriyiz.
¦ O zaman neden “unuttuk” diyorsunuz?
M.G: Daha fazla yapmamız lazımdı.
Sema Göğebakan: Sen hiç Allah’ını unutan bir kul olmadın ki!
M.G: Ben unutmadım da… Şu an bir çok sanatçı arkadaşım için konuşuyorum.
¦ Hastalığınızı size nasıl söylediler?
M.G: Ben anlıyorum ama bana kimse söylemiyor. Sonra doktor geldi. “Bana anlayacağım dilden anlat” dedim. “AML” dedi. “Ne bu?” dedim. “Lösemi başlangıcı, akut” dedi. “Ben de büyük bir hastalıktan bahsediyorsunuz sandım” dedim. “Sen bunu söylüyorsan zaten hastalık bitmiştir” dedi. “Eğer senin altı ay ömrün var diyorsan, en güzel zamanımı hastanede geçirmek istemiyorum” dedim. “Maksimum altı ay buradasın. Ama bu arada iş yapmayacaksın. Birlikte tedaviye başlayacağız” dedi.
¦ Peki Sema Hanım siz de bu kadar soğukkanlı mı karşıladınız?
S.G: Hayır. Çünkü doktoru telefonda konuşurken duydum.
¦ Sizlere söylenmeden önce mi?
S.G: Evet. Telefonda konuşurken “AML” dediğini duydum. ‘Yani kan kanseri mi?” dedim. “Evet. Bir hafta içinde hastayı iyi koruyamazsak kaybederiz” dedi. O anda kendimi kaybettim. Ama Murat tüm tepkileri mimiklerimden anladığı için çabuk toparladım.
M.G: Sonra ALL değil AML olduğu anlaşıldı.
¦ Bu hastalıkta moral de çok önemli değil mi?
S.G: Kesinlikle.
M.G: Ne hastalığı? Hasta insan yatan insandır.
S.G. Murat hiç yatağında yatmadı.
¦ Doktor ne dedi bu duruma?
M.G: Saygı duydu.
¦ Tedavi nasıl gidiyor?
M.G: Beklenenin çok önünde gidiyorum.
¦ Ailede var mı başka?
M.G: Genetik raporları temiz çıktı.
¦ Daha önceki check-upta nasıl ortaya çıkmamış?
M.G: Bir saat sonra bile değişebiliyormuş her şey. Biz Mart’ta check-up yaptırmıştık. 45 günde oluşan bir olay.
¦ Yurtdışına gitmeyi düşündünüz mü?
M.G: Oradaki tedavi ile Van‘daki tedavi arasında bir fark yok. Verilen aynı ilaç. Burada en iyi hastanede yatıyorum.
¦ “Neden bu benim başıma geldi?” dediniz mi?
M.G: Hiç. Buna hastalık bile demiyorum. Oturup nota yazıyorum. Hatta akustik, klasik gitar filan hepsi hastanede odamda. Bazen hemşireler gelip, dinlemek istiyorlar.
¦ Bu durumla ilgili beste yaptınız mı?
M.G: Çok. Hastaneye ziyarete gelenler arasından Ebru Yaşar’ın bir lafı çok hoşuma gitmişti; “Buradan neler çıkacak, desene…” dedi. Haluk geldi “Mutlaka Sanat Müziği albümü yap” dedi.


Tebessüm ve Çayeli

Haziran 25, 2009

25/06/2009 günlerden Perşembe 2009 yılı ve mübarek üç ayların  başlangıncı olan kandil gecesinde Rize İlinin Çayeli ilçesinde faaliyette bulunan Çayeli Hizmetiçi faaliyetti için bulunuyorum. Rizenin sıcak gülümser insanlarınyla karşılaştım. Ülkemizin cennet bahçelerini anımsatan ve oraya müşteri yapan bir doğa güzelliğine sahip olduğunu müşahade ettim.”Ey büyük sanatkar senin huzurunda eğiliyorum “diye haykırmayı üzerime bir borç biliyor ve sana   müştakım ve seni yadediyorum.Evet bir resim ressamsız bir sanat sanatkarsız bir saray ustasız olması muhal oduğu gerçeğinden hareketle  herşey seni anlatıyor vesselam.

Rize Çayeli Hizmetiçinde çalışan güleryüzlü Şenol ve samimi ve tam bir klasik  karadenizli Ömer abiye çaylarından dolayı teşşekkür ediyorum.Ayrıca  resepsiyonda çalışan Eyleme ve gezilerde ilerleyen yaşına rağmen rehberlik yapmaya çalışan Selahattin HABERAL beyefendiye ve emeği geçen yetkili ve görevlilere teşekkür ediyorum. ” İnsanların en fakiri verebileceği bir tebessümü olmayandır”Bazen bir tebessüm bir çok kırgınlığı, bir çok hatayı siler geçer.İçten yapılan tebessüm, dostluğu pekiştirir, insanı değerli kılar. vesselam

Bu gecenin hürmetine feraset ver ve ufuk açısını genişlet ve bizi kendine kul kabul et…amin

H.SOBE    

25/06/2009

Çayeli / RİZE


vecizeler

Mayıs 11, 2009
Nasihat istersen ölüm yeter. evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.Mektubat

-Zaman gösterdi ki, cennet ucuz değil; cehennem dahi lüzumsuz değil.Mektubat

-Dergah-ı izzete iltica eden kurtuluyor. sual eden saillerin istekleri veriliyor. en adi bir zihayatın sesi işitiliyor ve haceti kabul ediliyor.Mesnev-i Nuriye

-Sultan-ı kainat birdir. herşeyin anahtarı onun yanında, herşeyin dizgini onun elindedir. Mektubat

-İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır. Sözler

-Bu kainatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki,bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kainat,bütün mevcudatiyle ayinedarlık dilleriyle ,o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder. Şualar

-Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır. Mektubat

-Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen : ALLAH namına ver, ALLAH namına al, ALLAH namına başla, ALLAH namına işle, vesselam. Sözler

-Lillah, livechillah, lieclillah rızası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer. Lem’alar

-Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.Mesnevi-i nuriye

-Sadaka nasıl mal ile olur. İlim ile dahi olur. kavl ile, fiil ile, nasihat ile de oluyor.Sözler

-Ölüm firak değil, visaldir, tebdil-i mekandır, baki bir meyveyi sünbül vermektir.Lem’alar

-Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner.Sözler

-Hırs, hasaret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir..Lem’alar

-Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.Mektubat

-Ey insan! senin nokta-i istinadın, ancak ve ancak ALLAH’a olan imandır. Şualar

-Felsefe, herşeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. iman ise, herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nurani bir gözlüktür.Şualar..


Kötü Haber

Mayıs 7, 2009

Akşam uzun süredir görmediğim arkadaşımı gördüm; Kendisi evmize misafirliğe geldi, hoş sohbetten sonra kedisinin arabasını değiştirdiğini,yeni evinini aldığını,dar ve küçük evinin daha geniş ve ferah bir eve sahip olduğundan bahsedildi.Sözün bir yerinde arkadaşım artık namazı kılamadığını söyledi…işte bu benim duyduğum kötü bir haberdi…

En büyük musibet dine gelen musibettir. Zira diğer dünyevi musibetler hakikat noktasında musibet değildirler…dünya ve ebedi hayatımızı ilgilendiriyor….işte şeytanın musallat olduğundan bahsetti meseleleri bilen birisinin uygulamaması analtmak da zorlanılan anlar olsa gerek…Arkadaşımın iç huzursuzluğu da beni müteesir etti…Eman Alllahım…ufkumuzu aç, basiret gözümüzü hiçbir hayatın ve inancın garantisi yok.. son nefese kadar…imtihanımızı kolay kıl…


ahmet ishaka sevgilerimle

Ocak 25, 2009
  1. Yeni bir hizmet yapmak isteyen, yeni bir fikir ortaya koyan, yeni hizmet projeleri ortaya koyan ağabeylerimiz başkalarını dinlemeyi, başkalarına değer vermeyi bilmezlerse tüm gayretleri boşa gider.
  2. Daha önce yapılan pek çok hizmet, sırf tepedekilerin alttakileri dinlemeyi bilemedikleri için boşa bitmiştir.
  3. Meseleleri görmemezlikten gelir ve halının altına atmaya devam ederseniz, bir müddet sonra orası kokuşur ve siz o kokuların altında kaybolup gidersiniz.  
  4. Bizi her tenkit eden arkadaşımıza kötü niyetli nazarıyla bakmamalı, yanlış dahi olsa fikirleri dinlemeliyiz. Tenkitlere kapalı olanlar kendilerini geliştiremezler. Yerlerinde saymaya mahkum olurlar.  
  5. Menfi tenkit yoktur. Risalelere göre tüm tenkitler müsbettir. Üzerimizde o hastalık varsa kurtulmamıza vesile olur. Yoksa bizi uyanık olmaya davet eder.  
  6. Bu hizmette birlik ve beraberliğimizi her şeyden üstün tutmalı, birbirimizi küçük büyük saymalı, sevmeli ve değer vermeliyiz.  
  7. Biz kardeşlerimizin meseleleri ile ilgilenmez, görmemezlikten gelirsek nasıl kardeş, nasıl cemaat oluruz?  
  8. Hiçbir yorum o konudaki mutlak son nokta demek değildir. Ne kadar konu hakkında çalışmış, düşünmüşsek bile yeni katkılara açık olmalıyız.  
  9. Bizden çok aşağılarda olan bir arkadaşımızdan bile öğreneceğimiz çok şeyler olabilir.  
  10. Hiçbir zaman tam ve mükemmel insanlar değiliz. Her zaman birbirimizin aklına, tavsiyelerine, uyarılarına ihtiyacımız vardır.  
  11. Kusursuz insanlar değiliz. Kusurlarımızı görüp bizleri uyaran arkadaşlarımıza bize değer verdikleri için teşekkür etmeliyiz.  
  12. Birbirimizi dinlemeyi, dinlemeyi, dinlemeyi öğrenmeliyiz. Az konuşup çok dinlemeliyiz. Konuşmanın değil, dinlemenin bizi zenginleştireceğini bilmeliyiz.  
  13. Hiçbir kardeşimizi kendimizden aşağıda görmemeliyiz. Allah’ın rızasının nerede olduğunu bilemeyiz. Çok bilgisiz, renksiz gibi görünen bir arkadaşımız ihlas ve takva konusunda bizden çok daha ileride olabilir.  
  14. Birbirimizi dinlemeden, değer vermeden, sevmeden takdir edici yoldaşlar olamayız.  
  15. Önde giden ağabeylerimizin en önemli vazifelerinden biri gençleri anlamaya çalışmak, onların önlerini açmak, onları sorumluluk almaya teşvik etmektir. Ben her türlü görevimi gençlere devredebilmeliyim ki, yeni hizmet sahaları için mûtad olanda kaybolup gitmeden, yeni hizmet sahaları ortaya koyabileyim. Hayatın her türlü monotonlukları içinde kaybolup gidenler, yeniliklere karşı kapalı kalırlar.  
  16. Toplulukları, cemiyetleri, cemaatleri ileri götürenler uç fikirlerdir. Birbirlerini tekrar etmeler değil. Her türlü uç fikri hemen reddetmeden üzerinde düşünmeliyiz. Değişime ve yeniliklere karşı açık olmalıyız.  
  17. Hepimiz yaşlarımız ilerledikçe çağın şartlarının gerisine düşebiliriz. Çağı yakalamak, çağın insanlarına hitap edebilmek için gençlerle diyalog kapısını sürekli açık tutmalıyız.

Genç Kardeşim!

Aralık 31, 2008

Ey genç kardeşim ve zamanlarını hayhuylu, başıboş yaratıklar gibi boşluklar içerisinde geçiren sersem nefsim! Bu yaşa geldin, çocukluktan çıktın. Çocuklar var ki, sen onlardan geçersin. Sakallı çocuk olmak, bir insan için maskaralık, çirkinlik ve kötülük alâmetidir.

“Halbuki sana yakışan, senin taze ve şirin gençliğine yaraşan, hoplayıp zıplamayı bırakıp, olgun ve yüksek bir Müslüman namzedi olarak ilm-i imana çalışmak, İslâmiyetin yüce bilgisiyle bilgin olmaya gayret etmektir. Allah’a ibadet ve itaat edip, namaz ve ibadete sarılıp, güzel gençliğini çirkinleşmekten, gençlik günlerini boşu boşuna öldürmekten kurtarmaktır.

“Kendini bir yokla. Ben seni görüyorum ki, sende parlak ve ebedî bir istikbali kazanmak kabiliyeti var. Bu istidat senin gençlik ruhunun nurundan fışkırarak, senin manevî ve maddî simanda ışıldamakta, gözlerinden okumaya ve Allah’a ibadete olan sevgi kıvılcımları pırıl pırıl pırıldamaktadır. Bu nurları karartmamayı, bu ışıkları söndürmemeyi aklın ve kalbin sana feryad ü figânla ihtar ediyor.

“Ruhun , derinliklerde ‘Oku! Allah’ın bahtiyar bir kulu, cemiyetin gülü, İslâmiyetin bülbülü ol!’ diye İlâhî bir sada ile sana sesleniyor. Bu sadaya kulak verip nur-u Kur’ân’la ilim ve irfan sahibi olarak iki cihadın saadetiyle mes’ud ol!


HAZRET-İ LOKMAN’IN OĞLUNA ÖĞÜTLERİ

Kasım 19, 2008

HAZRET-İ LOKMAN’IN OĞLUNA ÖĞÜTLERİ

 

Hazret-i Lokman ilim ve hikmetiyle dillere destan bir zattır. Bunun içindir ki, kendisine Lokman Hakîm, denmiştir. Hz. Lokman, ismi Kur’ân’da da geçen, peygamber veya veli olduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmayan bir mânâ büyüğüdür.

İslâm tarihinde Hazret-i Lokman’ın hikmetli sözleri, vecizeleri, öğütleri ve tavsiyeleri meşhurdur.

Hafs bin Ömer’in rivayetine göre, Hz. Lokman yanına bir torba hardal tanesi koyarak oğluna öğüt vermeye başlar. Her öğüt verdikçe torbadan bir hardal çıkarır. Sonunda torbadaki hardal tükenir ve oğluna da şöyle der:

“Ey oğul, sana o kadar öğüt verdim ki, şayet bu öğütler bir dağa verilseydi, dağ yarılırdı.”

Hz. Lokman’ın Saran ismindeki bu oğlu babasının verdiği bütün öğütlere uymuştu.12

Lokman Aleyhisselâmın hikmetli sözlerinin asıl kaynağı Kur’ân-ı Kerimdir.

O halde Kur’ân-ı Kerimde yer alan bu öğütler tefsirlerde de genişçe bulunur. Cenab-ı Hak, Hazret-i Lokman’ın dilinden bu sözleri şu âyetlerle (meâlen) beyan buyurur:

 

12.    ibni Kesîr Tercümesi, 12:6409.

 

Allah’a ortak koşma

“Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki, ‘Oğlum (ey oğul!) Allah’a ortak koşma. Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.

 

Allah her yaptığını ortaya çıkarır

“Oğlum, eğer yaptığın iş hardal tanesi kadar bile olsa ve bir taş içine girse, Allah onu ortaya çıkarır. Muhakkak ki, Allah en gizli işleri bütün inceliğiyle bilir, O her şeyden hakkıyla haberdardır.

 

Namazını dos doğru kıl

“Oğlum, namazını dos doğru kıl. İyiliği tavsiye et, kötülükten sakındır. Başına gelene sabret. Şüphesiz ki bunlar uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir.

 

Kasılarak yürüme, yavaş konuş

“Gururlanıp insanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah büyüklük taslayan ve övünenleri sevmez.

“Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini, şüphesiz ki, eşeklerin sesidir.”13

 

13.   Lokman Sûresi, 13-20.

 

TEFSİRDEKİ ÖĞÜTLER

Hazret-i Lokman’ın Kur’ân’da geçen öğütleri,  aynı sûrenin tefsirlerinde genişletilerek verilir. Hazret-i Lokman’ın tefsirlerde geçen öğütlerinden ve hikmetli sözlerinden bazıları şöyledir:

 

Takvayı esas al

Ey oğul!

Takvayı kendin için kârlı bir ticaret olarak kabul et. Çünkü böyle ticaretler sonsuz kazançlar temin eder.

 

Merasimlere katıl

Ey oğul!

Cenaze merasimlerine katıl. Düğün merasimlerinden de uzak durmaya çalış. Çünkü cenaze sana âhireti hatırlatır; düğün ise dünyaya çeker.

 

Horozdan geri kalma

Ey oğul!

Horozdan daha geri kalma. Çünkü sen uykunun derinliklerinde iken, o dünyayı sese vererek insanları uykudan uyandırmaya çalışır.

 

Tevbeyi geciktirme

Ey oğul!

Tevbeyi geciktirme. Çünkü ölüm ansızın geliverir.

 

Cahille dost olma

Ey oğul!

Cahil kimselerle dostluk kurma. Çünkü onunla dost olursan, kendi yaptıklarını senin hoş karşıladığını sanar.

 

Allah’tan kork

Ey oğul!

Allah’tan hakkıyla kork. Kalbinin bozuk olduğunu bildiğin halde başkalarının sana saygı göstermesi için takva ehli olduğunu ihsas ettirme.

 

Susmak altındır

Ey oğul!

Şimdiye kadar susmaktan dolayı hiç pişmanlık duymadım. Çünkü söz gümüşse, sükût altındır.

 

Günahlardan sakın

Ey oğul!

Kötülük ve günahlar senden sakındığı gibi, yani işlemedikçe sana dokunmadığı gibi, sen de onlardan sakın. Çünkü kötülük kötülüğü, günah da günahı çeker.

 

İlim meclislerine katıl

Ey oğul!

Âlimlerin meclisinde bulun. Hikmet ehlinin sohbetlerini dinle. Çünkü Allah kuru toprağı yağmurla nasıl canlandırırsa, ölmüş kalbleri de hikmetli sözlerle öyle diriltir.”14

 

14.   Tefsîrü’s-Sâvî, 3:255-256.

 

Yalandan sakın

Ey oğul!

Allah, yalancının yüz suyunu kurutur, haya duygusunu giderir. Ahlâksız kimsenin de sıkıntısı hiç eksik olmaz.

 

Ahmak adamdan uzak dur

Ey oğul!

Kayaları uzaklara taşımak, ahmak adama laf anlatmaktan daha kolaydır.

 

Kendi işini kendin gör

Ey oğul!

Cahili vasıta olarak kullanmaktan, işini gördürmekten uzak dur. Şayet akıllı birisini bulamazsan kendi işini kendin gör.

 

Kendi milletinin kızıyla evlen

Ey oğul!

Kendi milletinden olmayan bir kızla evlenme. Aksi takdirde çocukların ileride sıkıntıdan kurtulamazlar.

Ey oğul!

Öyle bir zaman gelecek ki, sabırlı insanların bile yüzü gülmez olacaktır.

 

Allah’ın anıldığı meclislere katıl

Ey oğul!

Katılacağın meclisleri kendin ara bul. Allah’ın anıldığı meclisleri bulunca hemen oturuver. Çünkü âlim isen ilmin artar, cahil isen yeni bir şeyi öğrenmiş olursun. Oraya inen rahmetten sen de payını alırsın. Allah’ın anılmadığı meclislere hiç katılma. Çünkü âlim de olsan, cahil de olsan zarar görürsün. Ayrıca oraya inecek olan İlâhî gazaptan sen de nasibini alırsın.

Ey oğul!

Sofrana takva ehli mü’minleri davet et.

 

Tecrübe sahipleriyle istişare et

Ey oğul!

Her işinde ilim ve tecrübe sahibi kimselerle istişare et, onların fikrini almaya çalış.

 

Takvadan bir gemi edin

Ey oğul!

Dünya dipsiz bir denizdir. Onda niceleri boğulmuştur. Bunun için takvadan bir gemi edin. İçine îmânı yükle. Tevekkül yelkeniyle açıl. Ancak bu şekilde selâmetle yol alır, sahile çıkarsın.

 

Kötü komşudan uzak dur

Ey oğul!

Nice ağır yükler taşıdım. Fakat kötü komşu kadar ağır bir yüke rastlamadım. Nice acılar tattım, fakat fakirlikten daha şiddetli bir acı tatmadım.

 

İlimden nasibini al

Ey oğul!

İnsan fakir de olsa ilim ve hikmetiyle hükümdarların meclisinde yer alır.

 

Arkadaş seçimine dikkat et

Ey oğul!

Birisiyle dostluk kurmak istiyorsan, önce onu öfkelendirecek bir şey yap. Şayet öfkeli iken sana insaflı davranırsa ona yaklaş, insafsız davranırsa uzak dur.

 

Âhirete hazırlan

Ey oğul!

Dünyaya geldin geleli âhirete doğru yol alıyorsun. Bunun için âhiret yurdu, sana dünya yurdundan daha yakındır.

 

Dilini duaya alıştır

Ey oğul!

Dilini ‘Allah’ım, beni affet’ demeye alıştır. Çünkü öyle anlar vardır ki, o saatlerde Allah duaları reddetmez, istediğini ihsan eder.

 

Borçlanmaktan uzak dur

Ey oğul!

Borçlanmaktan uzak dur. Çünkü borç, seni gündüz zillete sürükler, gece de üzüntüye boğar.

 

Günah işlemeye cesaretin olmasın

Ey oğul!

Allah’tan öyle bir şey iste ki, günah işlemeye cesaretin olmasın. Ve Allah’tan öyle kork ki, rahmetinden hiçbir zaman ümidin kesilmesin.

 

Önce selâm ver

Ey oğul!

Bir cemaatin bulunduğu yere gittiğin vakit, önce onlara İslâmın okunu at, yani selâm ver. Sonra bir köşeye otur, onları konuşuyor halde görmedikçe sen de konuşma. Şayet Allah’ın zikrine dalacak olurlarsa sen de onlara katıl. Fakat başka bir söze geçerlerse oradan ayrıl.

 

Kendini anla

Ey oğul!

İki dünyada mes’ut olmak istiyorsan, kendini anla. Okuyup bilgili olmaya çalış. Çalış ki, bilenle bilmeyen bir olmaz.

 

Tembel olma

Ey oğul!

Tembel olma. Tembellik bedbahtlık alâmetidir.

 

Acele etme

Ey oğul!

Acele etme, acele şeytan işidir.

 

Güler yüz göster

Ey oğul!

Ahlâkını düzelt. Dostuna da, düşmanına da güler yüz göster. Ancak değerin ve itibarın kırılacak derecede hareket etme.

 

Orta yolu tut

Ey oğul!

Her şeyin hayırlısı olan orta yolu tercih et.

 

Yolda dikkatli yürü

Ey oğul!

Yolda yürürken yüzünü gözünü oraya buraya çevirme ki, gönlün vesvesede kalmasın.

 

Mecliste önce oturma

Ey oğul!

Bir cemaat içinde bulunduğunda onlar ayakta iken oturma. Oturdukları zaman sen de oturuver.

 

Yollara tükürme

Ey oğul!

Bıyık ve sakalınla oynama. Parmağını burnuna sokma. Yollara tükürme, sesli sümkürme. Elinle sinek kovalamayı terk et.

 

Az konuş

Ey oğul!

Sükût ve teenni ile hareket et. Az konuş. Çok konuşmak, yanılmaya sebeptir.

 

Sözü fazla dağıtma

Ey oğul!

Konuşurken sözü fazla dağıtma. Aksi takdirde şerefine zarar gelir. Konuşurken başkalarını utandırma. Kaş göz işareti yapma.

Güzel ve lâtif sözleri duymaya çalış. Fazla hayrete düşme. Sözün tekrarlanmasını isteme. İnsanları güldürecek ve kendini maskara edecek sözlerden sakın.

 

Atıp tutma

Ey oğul!

Kimse hakkında atıp tutma.

 

Fazla ısrar etme

Ey oğul!

Senden bir şey istendiği zaman, elinden geliyorsa vermeye çalış. Birinden bir şey istediğinde de fazla ısrar etme.

 

Dinde tartışmaya girme

Ey oğul!

Dinle alakası olmayan meselelerde aksi vaki ise tartışmaya ve münakaşaya girme.

 

Fakirliğini kimseye açma

Ey oğul!

Acizliğini ve fakirliğini hiç kimseye, hattâ ailene dahi açma ki, onların yanında itibarın düşmesin, sözünü dinlemez olmasınlar.

 

Hizmetçilerle şakalaşma

Ey oğul!

Hizmetçi ve benzeri kimselerle şakalaşma.  Çünkü

bunlarla şakalaşmak hakaret ve düşmanlığa sebep olur. Onlara öyle muamele et ki, hem seni sevsinler, hem de senden korksunlar.

 

Şiddetten sakın

Ey oğul!

Çocukları ve elinin altındakileri terbiye ederken şiddetten sakın. Öfkelendiğin vakit vakarla geçiştirmeye çalış. Mümkün olursa sövüp dövme ki, aksi takdirde onların gözünde mehabetin yok olur.

Kendini ve çocuklarını övüp durma.

Hayasız gençlerle ve o halde olan kız çocukları ile ülfet etme. Çünkü dünya ve âhirette mezellete sebep olur.

 

Önce düşün

Ey oğul!

Bir kimse ile bozuşursan, dilini tut ve makbul olan sözü söyle. Önce düşün, sonra söze giriş.

Herkesin değerini ve layık olduğu hürmeti muhafaza eyle.

 

Azla yetin

Ey oğul!

Bir kimsenin davetinde bulunduğun vakit, azla yetin. Dalkavukluk edip de o yemeği övmekle başkalarının yemeğini kötüleyip tahkir etme.

 

Misafirlikte gözlerine dikkat et

Ey oğul!

Bir kimsenin evinde misafir kaldığın vakit gözlerine dikkat et. Her tarafa bakıp durma. Durumuna vakıf olduktan sonra dine aykırı da olsa sırrını ifşa etme.

 

Elini çek

Ey oğul!

Emanete hiyanetten elini çek.

 

Kimseye açma

Ey oğul!

Bir işe başladığın zaman, meydana gelmeden önce kimseye açma ki, mahcup düşmeyesin.

 

Çok ver

Ey oğul!

Sadakayı çok ver. Mal sevgisini gönlünden çıkar.

 

Razı ol

Ey oğul!

Doğru söyle, Allah’tan gelene razı ol.

 

Yemekte şunlara dikkat et

Ey oğul!

Yemekten önce ve sonra ellerini yıka. Bu hal fakirliğini giderir, göze kuvvet verir.

Çok yemek kalbe katılık ve gaflet verir. İbadette tembelliğe sebep olur.

Yemeğin başında Bismillah, sonunda Elhamdülillah, ortasında da nimetin Allah’tan geldiğini düşün.

Tek elle ekmeği koparma. Bu hareket kibirli insanların âdetidir.

Yemeğin başında ve sonunda bir parça tuz yemek birçok hastalığa karşı devadır.

Lokmayı küçük tut ve iyice çiğne.

Misafir geldiği zaman mümkünse yemeği büyük kaba koy, berekete sebep olur.

Yemek yerken önünden al, ekmeğin ve tabağın ortasından alma.

Elinden ekmek ve yemek parçası düştüğünde al, temizle ve öyle ye.

Sıcak olan yemeğe soğutmak için ağzınla üfleme, soğuyuncaya kadar bekle.

Yemeği çabuk yeme.

Hurma ve kayısı gibi sayılabilir meyveleri teker teker ye, çifter çifter yeme ve çekirdeklerini bir tarafa topla.

Yemek arasında çok su içme. Su içerken bardağın içine bak. İçine uygunsuz bir şey düşmüş olmasın. Suyu içerken üç nefeste içiver.

Yemeğe herkesten önce el uzatma.

Yemek esnasında güzel şeylerden bahset.

Sofrada bulunan arkadaşlarına ara sıra göz ucuyla bak. Yemek ve ekmeği o tarafa sür.

Misafirler çekingen davranırlarsa üç defadan fazla yemeleri için ısrar eyleme. Yemek yeme isteğin yoksa özür beyan eyle.

 

Dilini tut

Ey oğul!

İlim ve takva ehli veya herhangi bir sebeple senden ileride bulunan bir kimsenin huzurunda dilini tut.

 

Dostlarını dinle

Ey oğul!

Senin iyiliğini isteyen dostlarının tavsiye ve öğütlerini can kulağıyla dinle.

 

Doğru ol

Ey oğul!

Sözünde, işinde ve gidişinde doğru ol. Doğru olan sözlerinin bile hayrete ve tereddüde sebep olacaksa, söyleme daha iyi.

 

Ümidini kesme

Ey oğul!

İnsanların gönlünü almaya çalış. Allah’ın rahmetinden ümidini kesme.

 

İyi ol

Ey oğul!

Açıkta ve gizlide iyi olmaya çalış.

Varlık yokluktan, akıl sarhoşluktan iyidir.

Bir şeyi vaktinden önce isteme.

 

İçini süsle

Ey oğul!

İçini dışından daha çok süsle: İçin Hakkın, dışın halkın baktığı yerdir.

Her yerde ve her zaman Allah’ı yanında hazır nazır olarak bil.

Allah nazarında seni utandıracak işi bırak.


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.