Ecrinnisa KARAKURT’a dair

Eylül 29, 2008

ecrin

Ramazan bayramının tüm insanlığa hayırlar,iyilikler getirmesini temenni ediyorum.Bu yazıyı sevgili yiğenim Beytullah ve çok kıymetli evladım M.Sait ile birlikte yazıyorum.Yeni dünyaya gözlerini açan Kayınbiraderimin kızı Ecrinnisa ya hoş geldin dünyaya demek için bulunduğumuz anda yazıyorum.bugün ayın 29.09.2008 günlerden pazartesi ve Ramazan Bayramının arifesi olan bu mübarek günlerde dünyaya gelmiş olması ömrünün de hayırlı ve hem ailesine hem insanlığa faydalı olmasına bir işaret olur inşaallah.

Ramazan’ın  bir yandan sevgisizliğe, maneviyatsızlığa, huzursuzluğa, kötülüklere, zulüm ve haksızlıklara karşı bir imsâk; diğer taraftan bugün bütün insanlık olarak en fazla ihtiyaç duyduğumuz sevgi, merhamet, huzur, adalet getirmesini ümit etmekteyim.

Bu duygular içinde, hepinizin mübarek günlerini, haftalarını ve aylarını en içten dileklerimle kutlar; Ecrinnisa’ya uzun ömürler diliyorum.

Ayrıca M.Sait ve Beytullaha da sabırları ve anlayışlarından ötürü sevgilerimi sunuyor, her ikisinede ve Ecrinnisa ya iki cihan saadeti temenni ediyorum.29/09/2008 Manisa


Aksaray ve hizmetiçi

Haziran 19, 2008

16.06.2008 tarihinde şirin bir il olan Aksaray’a geldim. Aksaray’da seminer boyunca çok iyi arkadaşlarla tanıştım. Özellikle kader arkadaşım ve memleketlim Mehmet Akif ve Çanakkaleden Şaban bey, ve Kilis’ten Emrullah kardeşim gibi arkadaşlarla tanışmamı sağlayan Rabbime müteşikkirim.

Aksaray da kaldığım sürece tarihe yolculuk yaptık tam anlamıyla, Konya’da metfun Mevlananın türbesine ve Alaaddin tepesindeki Alaaddin Tepesindeki Alaaddin Camisi…. Alaaddin Camii minberi… Ahşap el oyması… Alaaddin Camisi içindeki Selçuklu Hanedanlarının kabirleri. …
camiye ve ertesi günlerde Kapadokyaya Ürgüp Peribacaları, yeraltı şehirleri ve duvar resimleriyle süslü kaya kiliseleri dünyaca ünlü Kapadokya bölgesini gezdik. Bunun yanında, neredeyse her 40-50 metrede bir manzaranın değiştiği onlarca vadinin varlığı beni çok etkiledi.
Peri Bacalarına geziler düzenlendi. Bol kileseleriyle dolu peri bacaları ve IHLARA vadisinin harika görünümünü müşahade ettim.

Kapadokyada yaşadığım el sanatları vs satan bir satışyerinde ise; dondurma satan birisi bana namaz kılmak üzere bir yer gösterdiğinde ama oranın yetkilisi olduğu belli olan birisi burda mescit yok diyerek tersleyişini unutamayacağım. En ufak bir şeyi sbatmak uğruna eğilip bükülen insanlar bir iki yerli yabancı turiste birşeyler satma uğruna eğilen birisinin kainatın  Rabbine eğilmek istiyen birisini terslemesi ne acaip !! çelişki Allah hidayet etsin. demekten başka birşey elimden gelmiyor.Şanlı tarihin üzeride yaşayan manzarda …

Konya – Aksaray ipek yolunda ecdadın yapmış olduğu kervansarayları unutmam mümkün değil…elbette ..Hele hele üç gün kervansarayda kalanlardan hiçbir ücret talep edilmediğini söyleyen rehberin ifade ettiği ve Kervansarayın kapısındaki hitabede ” MİNNET ANCAK ALLAH’ADIR ” yazdığını ziyaretçilere söylemesi ve okuması fakiri çok duygulandırdı.

 


Uzunlar Köyü

Şubat 9, 2008

Adından da anlaşılacağı üzere Manisanın Uzunlar köyü , gerçekten manisanan en uzak bir köyü.Arkadaşlarla bilrlikte yolumuz oraya düştüğünde Köy muhtar Tahsin beyin yakın ilgisi ve köyün imamının ağırbaşlılığı ve mütavaziliği bizi çok mutlu etti.

Gerçekte insanlığa ve dosluğa çok yakın olan bu insanlar ayrıca çok misafirperverler.Aynı zamanda ayakları ağrıyan Himmet amcanın Himmetli davranışı,  gayretli Muammer kardeşi ve Gelecek için ümit vaadeden Hayrettini tanıma fırsatı oldu.

ve o akşam “Bütün aile bir araya gelip, sıkıntılar bitmiş, makam ve mevki elde edilmiş, dünya saadetinin hüküm sürmeye başladığı bir anda Hazreti Yusuf; “Ey Rabbim! Mülkten bana verdin ve bana olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat” (Yusuf, 101) şeklinde niyazda bulundu. Bu duanın hikmeti Risale-i Nur’da şu şekilde izah edilmektedir: “… kıssa-i Yusuf’un en parlak kısmı ki, Aziz-i Mısır olması, peder ve validesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yusuf’un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki:

“Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yusuf kendisini Cenâb-ı Haktan vefatını istedi ve vefat etti, o saadete mazhar oldu. Demek, o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikatbîn bir zat, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun.”

Azıcık bir sıkıntıyla karşılaştığında gelecek için ümitlerini yitiren ümitsizliğe karamsarlığa düşen bizler için  çok önemli bir meseleyi de Mobilyacı Mehmet abinin dilinden öğrenmiş bulunuyorum.

Ne mutlu o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında var olduğuna inanan ve mutlu insanlara…


KARDEŞLERİMİZE

Haziran 13, 2007

KASTAMONU’DAKİ KARDEŞLERİMİZE HİTABEN YAZILAN BİR HAKİKATTIR. (Belki size de faidesi olur diye gönderdim.)

Risale-i Nur kendi sâdık ve sebatkâr şakirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil fiat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadâkat ve dâimi ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet Risale-i Nur onbeş senede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi, onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığına, yirmi senede yirmibin zat tecrübeleriyle şehadet ederler.

Hem iştirâk-i a’mâl-i uhreviye düsturuyle, herbir şâkirdine, her bir günde binler hâlis lisanlar ile edilen makbûl duaları ve binler ehl-i salâhatın işledikleri a’mâl-i sâlihanın misil sevablarını kazandırıp, herbir hakikî, sâdık ve sebatkâr şakirdini amelce binler adam hükmüne getirdiğine delil; kerametkârâne ve takdirkârane İmam-ı Ali Radıyallahü Anhın) üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı A’zam’daki (K.S.) tahsinkârâne ve teşvikkârâne beşareti ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül-Beyan’ın kuvvetli işaretle, o hâlis şakirdler ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat’î isbat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiat ister.

Madem hakikat budur. Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarîkat ve sofî meşreb zatlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarîkattan gelen eski sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şâkirdlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, tam bir havuzu kazanmak için, o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir. Yoksa Risale-i Nur’a karşı rakìbane başka bir çığır açmak ile hem o zarar eder, hem bu müstakìm ve metin cadde-i Kur’aniye’ye bilmeyerek zarar verir; zİİİİİİİındıkaya bir nevi yardım olur.

Sakın, sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalâlet fırkalarına karşı perişan etmesin! اَلْحُبُّ فِى اللَّهِ *وَ الْبُغْضُ فِى اللَّهِ düstur-u Rahmanî yerine, el’iyâzübillâh اَلْحُبُّ فِى السِّيَاسَةِ وَ الْبُغْضُ لِلسِّيَاسَةِ düstur-u şeytanî, hükmedip, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet ve el-hannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdarlık ile zulmüne rıza gösterip, cinayetine manen şerik eylemesin.

Evet bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azâb içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.

Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedardır, azab çekiyor, perişandır. Bilhassa ehl-i dalâlet ve ehl-i gaflet, rahmet-i umumiye-i İlahiyeden ve hikmet-i tâmme-i Sübhâniyeden habersiz olduğundan, nev-i beşere rikkat-i cinsiye, alâkadarlık cihetiyle kendi eleminden başka nev-i beşerin şimdiki elîm ve dehşetli elemleriyle dahi müteellim olup azab çekiyor. Çünki lüzumsuz ve mâlâyâni bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp âfâkî ve siyasî boğuşmalara ve kâinatın hâdisatına merak ile dinleyerek, karışarak ruhlarını sersem ve akıllarını geveze etmişler. Ve bilerek kendi zararına fiilen rıza göstermek cihetinde, zarara razı olana şefkat edilmez mânasındaki اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ kaide-i esasiyesiyle şefkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selbetmişler. Onlara acınmayacak ve şefkat edilmez. Ve lüzumsuz başlarına belâ getirirler.

Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i îman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur’un dairesine sadâkatla girenlerdir.

Çünki bunlar, Risale-i Nur’dan aldıkları îman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adâletini müşahede ettiklerinden kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler.

İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, -hadsiz tecrübelerle- Risale-i Nur’un îmanî ve Kur’anî derslerinde bulabilirler.


Antalya ve Ümit

Mayıs 30, 2007
Bir haftalığına gitmiş olduğum Antalya’da ,Saim abi başta olmak üzere tüm kardeşlere teşekkür borçluyum..Ümitlerimizi yeniden yeşerttiler.
Hayata bakışları…Hadiseleri değerledirmeleri benim gibi gündelik meselelerde boğulmuşluktan uzak..Geniş bir ufka sahip.. Hayata   bakış tarzları ümitlerimi yeşertti…
Yaşları ayrı başları ayrı ama bu ayrılıkta gayrılık yok…İnsanın iman sayesinde yüksek bir itibar kazandığını, Bazı eserleri vird gibi de olsa okumanının maslahatını müşahade ettim…Naci kardeşimi, Ahmet, Muhammet,Serhatı, Mikaili vs..kardeşlerle tanışmama vesile olan Rabbime şükürler olsun…
Saim abinin keşfini hiç unutmayacağım..Zira Asl olan lisanı haldir insan ne kadar konuşma dilini hal diline benzetirse tesir edeceğini..Kainatta konuşma dilinin hal dili olduğunu öğrendim…Rabbim bu abi ve kardeşlerin ihlaslarını ziyade etsin..bizi de onlara benzetsin…
Limonlu çayı Saim abinin hal dilini,ve fakirle tanışan burda isimlerini sayamayacağım tüm Antalya kahramanlarını unutmayacağımı, Rabbim bu kardeşlerin hizmetlerini tasvip ettiğimi bildirmek için onlara taraftar olduğumu haykırıyor..ve internetin atomlarını şahit tutmak için lisanıma bedel yazıyorum…Hem bir adam, kendi Hem bir adam, kendi başına cesareti güzel de olsa, bir cemaat-ı mütesanideye girdikten sonra, onların istirahatını ve sarsılmamalarını muhafaza etmek için, o şahsî cesareti istimâl edemez. سِيرُوا عَلَى سَيْرِ اَضْعَفِكُمْ  hadîs-i şerifinin sırrıyla hareket etmek, hakikatını öğrendim.
Yaşasın Ümit !!!! Ölsün Yeis…Vesselam.

Demirci Köyü ve teşekkür

Mayıs 14, 2007

Hafta sonu Manisa İli Demirci Köyüne piknik yapmak için gittiğimizde Köyün imamı İsmail ÜNLÜ Hoca efendinin yakın ilgi ve alakasıyla karşılaştık..Muhtar Şaban bey ve köy halkının sıcak karşılaması bizi çok memnun etti… Demirci Köyü İmamı bize unuttuğumuz misafirperverliği, artık az olan sıcak tebessümü, hatırlatıp ,daha da önemlisi değerli vaktini bize ayırmakla bizim gönlümüzde yer bıraktı… 

Bazı güzelliklerin anlaşılması için zıtların olması gerekiyor ”Güzelin güzelliğini artıran çirkinin çirkinliğidir…”Zira geçen gün bir sabah namazından sonra 10 dakika sürmesi muhtemel olan dua etmemize bile tahammülü olmayan imam efendileri inat…ve “Talimat Var “ gerekçesi ile camiden çıkartan , ve mesaisine dikkat eden Ayrıca da  müftü yardımcısının maili ile bunu makul gören bir anlayışa inat…. 

İsmail ÜNLÜ hoca efendinin yakın alakası ve bizimle ilgilenmesi zedelenen kanaatimizi  yeniden gözden geçirmeye vesile oldu…

”Efendiler ! Din inhisar altına alınamaz..Din bir kurumun bir zümrenin hakimiyetine de alınmamalı…” Zira din köleye  geldiği gibi zengine de gelmiş…cahile bir şeyler söylediği gibi alime de bir şeyler söyler… 

Gerçekten zıtlar olmazsa iyi kötü anlaşılmayacak……Yoksa nasıl anlardık Akl-ı selimi nerden anlardık…hoşgörüyü….nerden anlardık Alimin tevazuunu… 

 Madem zıtların birliğinde dengesini buluyor dünya, ne kadar acı varsa, o kadar da sevinç var ama…Dünya iyilerin  ve iyiliklerin üzerinde duruyor ve dönüyor… 

Demek ki, evrenin dengesinde, hüzünden yana olanlar, sevinçten yana olanlar var, tıpkı gece ve gündüz gibi.

Sahi biz bu dünyanın neresindeyiz…..?

Teşekkürler…..İsmail hoca ve Şaban bey vesselam…


Güvende sınır

Şubat 5, 2007

        Hemen hemen herkesin dilinden düşürmediği ve her ortamda aradığı o gizemli ve sırlı kelime ile karşılaşmaktayız ; GÜVEN

       Gerçekten güvenmek ve güvenilecek kimselerle teşriki mesa-i yapmak işbirliğinde bulunmayı arzu ediyoruz…Peki ilişkilerimizi zedeleyen ve sarsan …Eskilerin ifadesiyle Hüsn’ü zan ve adem-i itimatın olmaması değil mi…

        Evet “Hüsn-ü zan adem-i itimat”  bu ifade bizim beşeri ilişkilerimizi ve insani münasebetlerimizi de sağlam temeller üzerine oturtuyor.. Evet siz bana sınırsız güvenin ancak lütfen bana o kadar da sınırsız güvenmeyin…Zira ben peygamber değilim…büyük peygmber olan Yusuf (a.s) dahi ben nefsime itimat etmiyorum..diyor ve zira nefsim kötülükleri emreder diyorsa…

      Beyefendiler, hanımefendiler  o zaman nasıl olruda benim size sınırsız bir güven içinde olmamı bekler ve sizin  de bana sınırsız güven içinde olmanızı istiyebilirim? lütfen…

      Eğer siz bana sınırsız güvenirseniz beni nefsimle şeytanımla başbaşa bıraktığınızın farkında mısınız…bana iyilik değil kötülük ediyorsunuz…öyle değil mi. Zira benim de ve sizinde  fıtratımız hata yapma potansiyelinde…

      Eğer bu ilişkilerimizi sağlıklı yapmak istiyorsak hüsnü zan ve adem-i itimatı elden bırakmamalı…ve daha sonra “Senden beklemezdim “ yakınmalarıyla ilişkilerimize son vermemeli …birbirimeze yardım etmeli kontrolu ya da teyakkuzu elden bırakmamalı vesselam.

  


Muslih Köyü ve Şükrü Amca

Ocak 19, 2007

125.gif

Akşam yine bir gece yürüyüşüde gözlemlerimiz beni anadolu insanının sıcaklığı ve misafirberliği ile karşılayan ve  ayağında lastik cızlavatla gezen eskimiş elbiseleri ve kendileriyle birlikte yaşamış elbiselirye birbirine mezc olmuş,ancak sizi sıcak  bir karşılama yapan bu insanlar iletişim fakültesinde okumamış belki de kişisel gelişim kitapları filanda okumamış olan bu anadolu insanı sizinle sıcak bir iletişime giriyor.

 12.gif

Bulundukları zor şartlara  rağmen şükür etmeyi ve hayattan mutlu olmayı başarmış ve mutluluğu kaybeden modern dünya insanlarına önemli dersler veriyorlar lisanı halleriyle…

 Şu resme dikatli bakarmısınız ismi Şükrü… İnanın sizin sahip olduklarınızın daha azına sahip belki….ama bizim de sahip olmadığımız şükür onun hem adı hem de sahip olduğu geçerli akçesi…Evet kainat ağıcının en mühim neticesi şükür değil mi… Şükür nimetlerin teşekküratı ve nimetlerin ziyadeşmesine vesile değil mi…? Ayakkabılarımın eskiliğinden ve  yokluğundan dolayı üzülüyordum ta ki ; ayaksız insanlar görene kadar…”

Benim gibi asi ve isyan bataklığında birisine http://bizbize.files.wordpress.com/2006/12/probleminmivar.pps bu slaytı yeniden izlemeye sevk etti…vesselam


Asmacık köyü ve süt

Ocak 12, 2007

Mesut abi ve fedakar abdullah kocakuşaklı ile dün gece manisa asmacık köyüne gittik. himmet amca diye güngörmüş ama yaşama sevinci içinde olan kendisiyle ve alemle barışık bir portreyle tanışmış olduk. “İnsan kıtlığından beni muhtar seçti köylüm ” derken mütevaziliğin zirvesinde birisi..Anlattığı bir olay vardı; Bir gün tarımdan sorumlu bir devlet bakanına geçim sıkıntısı ve yapmış oldukları hayvancılığın bizi geçindirmediğinden ve sattığımız sütün çok ucuza giitiginden  dert yakınan köylüye sözün arasında oturdukları kahveciye yap bakalım da bir süt içelim diyen bakana kahvecinin bizim kahvede süt bulunmuyor zira içen olmuyor deyince…

Bakan lafı yerine koymuş ” Eeeee baksanıza siz kendi sütünüzü içmiyorsunuz sizin sütü içmediğiniz yerde…başkalarının süt içmesini ve sütün para etmesini bekleyemezsiniz…demiş. Bu hatırayı anlatan 75 yaşındaki himmet amca bize torunu Mehmet vesilesiyle süt kaynatmış ve süt ikram etti…

Evet gerçekten bizim gibi ikinci dünya ülkeleninin en çok tükettiği içecek cola ve asitli gazozlar…ve ben sütümü satıyor onun parasıyla asitli içecekler alıyorum.ne acı..değil mi?

Ama sevindirici olan şu ki;  Asmacık köyünün kahvesinde artık gittiğinizde süt bulabilir ve sıcacık bir süt içebilirsiniz…

 Bizler kendimize ait olan herşeyin  bizi biz yapan değerlerin kıymet ve kadrini bilirsek para edecek ve zaten olmazsa olmaz  olan değerlerimiz kıymetlenecek…Ancak o değerleri ilk önce biz kullanacağız..
Bilge insan koyun misali olmalı bildiği değereleri hazmeden ve sindiren olmalı. Kuş gibi olmamalı zira kuş yavrusuna süt değil kay verir… 


Anlaşmaların izleri..

Aralık 26, 2006

Dün gece okuduğum eserde tarihte Hudeybiye Anlaşması diye bilinen ve zahiren islamın aleyhinde olmasına rağmen hatta en yakınları olan Hz Ömer gibi zatları karşı çıkışlarına rağmen…  sebep sonuç  çarkları içinde yetişmiş fikirlerimiz hala anlamak ta zorluk çekilebilir…Hz peygamberin anlaşma metninin yazan ilim şehrinin kapısı Hz Aliye “Resullulah” sıfatının geçtiği yeri  silmeyi kabullenememesi ancak peygamberin kendisinin silmesi gibi tutum ve davranışları barışa katkısı noktasında çok mühimsenmeli.

Rasûlullah ile Süheyl uzun görüsmelerden sonra anlasma sartlarini tesbit ettiler. Buna göre;

1-Müslümanlarla müsrikler on yil süreyle savasmayacaklar, birbirlerine saldirmayacaklardi .

2- Müslümanlar bu yil Kabe’yi ziyaretten vazgeçerek geri dönecekler, ancak gelecek yil umre yapacaklar, müsriklerin bosaltacagi Mekke’de üç gün kalacaklar ve yanlarinda yolcu kiliçlarindan baska silah tasimayacaklardi.

3- Mekke’den birisi müslüman olarak Medine’ye sigindigi zaman iade edilecek; fakat Medine’den Mekke’ye siginanlar iade edilmeyecekti.

4- Arap kabileleri istedikleri tarafla anlasma yapmakta serbest olacaklardi.

Hudeybiye andlasmasinin bütün sartlari görünüste müslümanlarin aleyhine idi. Bu nedenle müslümanlar büyük bir hayal kirikligina ugradilar. Bu andlasmayi bir asagilanma, bir küçük düsürülme olarak kabul ettiler. “Sen Allah’in Rasûlü degil misin? Davamiz hak dava degil mi? Bu zilleti neden kabul ediyoruz?” diyen Hz. Ömer’in sözleri, müslümanlarin genel üzüntülerinden dogan tepkinin dile getirilisinden baska bir sey degildi.Fakat süphesiz Allah ve Rasulü neyin hayirli, neyin ser, neyin izzet, neyin zillet oldugunu daha iyi bilirdi.

Zira gerçek harplerin sonuçları ülkeye girilmesiyle ve işgal edilmesiyle değil attan inildiğinde ya da tanktan inildikten sonra o halkı ikna edecek materyalleriniz varsa  ne ala…onların kalplerini fetih edecek idealleriniz ve hedefleriniz yoksa savaşı kazanmanız söz konusu olamaz. Zira hayatınızı at üstünde ve tank üstünde geçiremezsiniz… 

İşte hudeybiye anlaşması ile kılıçla  fetih edilmemiş olan Mekke Kur’anın elmas kılıncı ile Kur’anın saadet hükümleri ve hükümleri  kişisel ve sosyal hayata getirdiği nurlar karşısında kalpler fetih edilmiş…inad ve taassupları kırılmış….Ve ilerde islama hizmet edecek dahileri semere vermiş.

Zira barış ortamında tanışma ve fikir alışverişinde bulunma imkanı sağlamaktadır..yoksa birbirini anlama imkanı vermeyen cedelleşmeler ve savaşlar kalplere kaleler inşaa ettirmekte içeri girmekte zorlanmanızı netice verecektir…

Biz dinimizi efalimizle izhar etsek sair dinlerin tabileri fevç fevç dahil olacaktır..Kavlen söz ile değil fiillerimizle islamın güzelliklerini yaşarsak… işte o zaman bizimle bu dünya yolculuğunda bizimle beraber giden yolcular da sizden etkilenecektir..


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.